“CAUTE”

KENDİNİ SAKIN

Tamamlanıncaya kadar eksiklik duygusuna her daim maruz kalacağız.

“Tamamlanmak”, kendimizdeki ve yaşamdaki gerçek olan öze ulaşmaktır. Kendi özümüze; hayatın, yaşamın özüne ulaşmak… Kendi içimizde tamamlanabilmek için dışardan bir kişiye, düşünceye ve bilgiye ihtiyaç duyulabilir; çünkü kendi başımıza tamamlanmayı gerçekleştirebilmek, doğru olanlara ulaşmak kolay olmadığı için oldukça zordur (çoğu kişi kendisinde bulunan düşüncelerin eksiksiz ve kusursuz olduğuna inansa da ki bu düşünce dahi onun öyle olmadığının göstergesidir).

Einstein ve Nietzsche bile kendi düşüncelerini olumlama ve onaylama olarak ya da daha üst seviyeye ulaştırabilecek bazı kişilere denk gelmişlerdir; hem kendi düşüncelerinin başkası tarafından da düşünüldüğünü görerek, kendini başkası aracılığıyla da onamış hem de düşünce sistemini daha üst seviyeye ulaştırabilecek farklı ya da üst düşüncelere denk gelmişlerdir.

Einstein’ın, “Upanishadlar”dan,(*) ve Spinoza’dan oldukça etkilendiği bilinir. Hatta “Görelilik Kuram”ını “Upanisadlar”’ı okurken etkilendiği bir bölüm vasıtasıyla oluşturduğu da söylenir.

Spinoza’ya gelince, Latince “caute”, “kendini sakın” Spinoza’nın mottosuymuş. Spinoza’ya göre, öğrendiğimiz her şeyin amacı, bizi daha iyi ve daha mutlu bir yaşama doğru yönlendirmektir. Bize iyi gelenlere yönelmek ve iyi gelmeyenlerden sakınmak, yaşamımızı daha iyi ve üst seviyeye taşımak demektir. Tüm doğrular bizde mevcuttur. Sadece dışarı çıkabilmesi için bir kıvılcıma; yani bilgiye ihtiyacı vardır. Yaşamın öz mantığını kavradığımızda; artık bizi mutsuz ve huzursuz edebilecek kişiler ve olaylardan kendimizi sakınırız. Öncelikli olan burada kendimiziz. Kendimizi değiştirebiliyorsak, doğru olan düşünceyi kendimizde uygulayabiliyorsak sevinç içinde yaşarız. Tam tersi olduğundaysa kedere boğuluruz. “Sevinç eksik bir halden, daha eksiksiz bir hale geçiştir” diye de ekler Spinoza.

Kendimizde bir nevi devrim yapmamız gerekiyor, yani Hegel’in de dediği gibi; evrenin aklını öğrenip, kendi yaşamımıza yansıtmamız gerekiyor. Büyüme sürecimizde etrafımızda denk geldiğimiz insanlar ve olaylar bizi şekillendirir. Olgunluğa eriştiğimizde yanlış kişi ve olayların etkilerinden, esaretinden ve bunların bizi yanlış seçimler yapmaya yönlendirdiği düşün kalıplarından, travmalarımız dolayısıyla yönlendiğimiz yanlış alanlara ve kişilere duyulan tutkularımızdan; ancak bu bilgimiz ve bu bilgi vasıtasıyla dönüştürdüğümüz aklımız ile kurtulabiliriz.

Bu akıl ile bize sevinç, huzur ve zevk veren, bizi iyi hissettiren insanlar ve olayların hayatımızda olmasına izin veririz. Kendimizi kötü hissettiren, eksik hissettiren, üzen kişi ve olaylardan kendimizi sakınırız.

Amaç; yaşamın her anından zevk alarak yaşamaktır. Spinoza’nın da vurguladığı gibi aklımız ve düşüncelerimizin doğru yönde olup-olmadığını hayattan ne kadar zevk alarak ve sevinç duyarak yaşadığımıza baktığımızda görürüz. Tabii yargılamadan. Yargılama devreye girdiğinde sevinç, zevk, değer ve doğrular ortadan kalkar.

Epiktetos’un şu sözünü de çok severim: “Koşullar sana uymuyorsa git!. Tanrı’nın hata arayan bir seyirciye ihtiyacı yok.” Zevk alarak yaşamak, yargılamadan yaşamayı da içinde barındırır. Zevk alarak yaşamak; bizi güçlendirir. Her türlü bilginin en üst seviyesi zevktir; yaşadığımız her andan zevk almak.

Spinoza, duyguları ve aklı; ne yönde ve nasıl kullanacağımızın yolunu da gösterir: Tutkularımız ve duygularımız, yanlış kişilerin ve olayların esareti altına girdiğinde, zor olsa da akıl önderliğinde kendimizi bu esaretten kurtararak; bize mutluluk, zevk ve huzur veren kişilere ve şeylere yönelerek kendimizi kurtarabiliriz. Duygularımızın ve tutkularımızın esareti altında kalıyorsak, aklımızı kullanamıyoruz demektir.

Duygularımızı öğrenmek, anlamak ve bunları yaşamımıza uygulamak önemlidir. Deneyimlerimiz, aklımız ve sahip olduğumuz bilgiler; bizim için neyin doğru ya da yanlış olduğunu, nasıl mutlu ya da mutsuz olduğumuzu gösterir. Bize ve yaşama karşı iyi olan, iyi davranan, iyiyi yaşatan kişileri ve yaşam alanlarını belirleyip varlığımızı buralarda ve böyle kişilerle bir arada bulundurmalıyız. İçimizdeki arzumuzu ve hayata bağlılık ve sevincimizi azaltıp, kötü tavır ve sözlere maruz kaldığımız, kötü durumların var olduğu alanlardan ve kişilerden varlığımızı korumalıyız. İçimizde dinmek bilmeyen eksiklik duygusunu ancak kendimizi bu yönde tamamladığımızda ve yönlendirdiğimizde ortadan kaldırmış oluruz.

Her türden mutluluk ve mutsuzluk, yalnızca sevgiyle bağlandığımız nesnenin niteliğine bağlıdır. Nesne niteliksizse hissedilenler de niteliksiz, eksik ve keder verici olacaktır.” Spinoza.

Duygu ve tutkularımızla yöneldiğimiz kişilerin, ortamların, doğruluk ve uygunluklarını; hüzün, huzursuzluk ve keder duymadan; sevinç, sevgi ve zevk alıp almadığımıza bakarak tayin edebiliriz.

Nitelikler bizde iyi hisler ve duygu durumları oluşturmuyorsa bu bizi mutsuz kılar. O zaman “caute”, yani kendimizi sakınmamız gereken duruma girmiş oluruz. Ölçütümüz, bilgimiz doğrultusunda bu olmalıdır. Aynı ölçütü başkalarına yönelik olarak da uygulamamız gerekir. Bizim oluşturduğumuz ortam, davranış ve söylemlerden başkalarının kötü duygulanım alanlarına girmesine ve yaşama duyduğu zevki ve sevinci azaltma durumlarını oluşturmaktan da kendimizi sakınmamız gerekir. Her şeyi; hem içte hem dışta düşünmek gerekir. Hem kendimize hem de başkalarına yönelik.

Bu anlamadır, bir anlayıştır. Kendini ve dolayısıyla da evreni anlama gerçekleştiğinde; hali, kendini ve var olan her şeyi sevmemen ve yaşamdan zevk almaman mümkün değildir.

Ancak bazen sevdiğin şeylerden de kendini sakınman gereklidir. Herkes varılan bu üst anlayışa ulaşamadığı için olaylara ve kişilere bizim anlayışımızla bakmayacaktır. Sakınmak bu yönden zorunlu hale gelir.

Bir de kendisini; hiçbir zaman, hiçbir şekilde sakınmak durumunda kalmayacak hale ulaşmış olanlar vardır; Niyazi-i Mısri gibi.

Bahr içinde katreyim bahr oldu hayran bana

Ferş içinde zerreyim arş oldu seyran bana.

Dost göründü çün ayan kalmadı bir şey nihan

Tufan olursa cihan bir katre tufan bana

Surette nem var benim sirettedir ma’denim

Kopsa kıyamet bugün gelmez perişan bana.

Kaf-ı dil Ankasıyım, sırrın aşinasıyım

Endişeler hasıyım, ad oldu insan bana.

Niyazi’nin dilinden Yunus durur söyleyen,

Herkese çü can gerek Yunus durur can bana.

Sevgiyle ve Aşk’la kalın.

*“Upanishad”, Hinduizmin felsefi ve daha çok mistik yapıdaki kutsal kitaplarıdır. Anlamı, “yanıbaşına oturmak”tır. Bu metinler geçmişte Hindu rişilerinin (peygamberlerin) öğrencilerine öğrettiği gizli bilgilerdi. Vedalar’ın sonu ve tamamlayıcısı olarak görülürler.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: