AŞKIN GERÇEK HALİ

“Bir kadınla sevişmek ve bir kadınla uyumak iki ayrı tutkudur; sadece farklı değil, aynı zamanda zıt tutkular. Aşk, çiftleşme arzusunda (sonsuz sayıda kadına kadar uzanabilecek bir tutku) duyurmaz kendini, uykuyu paylaşma arzusunda duyurur (tek bir kadınla sınırlı olan arzu)”

Varolmanın Dayanılmaz Hafifliği” Milan Kundera.

Bana göre “Aşk”, tek bir kadınla sınırlandı diye değil, sınırsız olandan sınırlı olana, teke yöneldiğinde kendisiyle de bir mücadele içine girildiği için kendini diğer nefsi durumlardan soyutlamaya başlayıp, o sonsuz olanı tek olanda birleştirebildiği için Aşktır.

İki durumu da tek bir kadınla paylaşabiliyorsa, sevişmeden sonra birlikte uyuyabiliyorsa, evet aşk budur; çünkü zıt olan iki şey bir araya geldiğinde nötralize olur ve karşıtlıklar ortadan kalkar.

Geliştirelim….

Platon’un “Aşk çoğalma arzusudur” tanımı gibi ve Milan Kundera’nın dediği gibi “Aşk” sadece çoğalma arzusunda duyurmaz kendini ancak sadece uykuyu paylaşmak arzusunda da duyurmaz. Tensellikte, fiziksel ya da ruhsal olarak baktığımızda; o çoğalma arzusunun içinde iki ayrıdan biri meydana getirmek ve iki ayrının bir olması vardır.  Eğer iki ayrı durum bir kişide yaşanabiliyorsa, Aşk varlığını ilan etmiş demektir.

Uykuda bireysellik vardır; o yüzden kavurmaz, yakmaz. Dolayısıyla bu durum; dinginliği ve eylemsizliği de içinde barındırır. Bu noktada zıtlıklar devreye girmez ve nötralize olamaz. Bir olabilmek için önce temizlenmek gerekir; yani zıtlıkların nötralize olması gerekir. O “aşk ateşi” denilen yakıcılık bunun için gereklidir. Sonrasındaki kendinden olanla yaşanan huzurdur.

Sevgi’de benlik ile mücadele yoktur. Aşkta vardır. O yüzden Aşk sevgiden daha yücedir. Aşk halini yaşamadan önceki değil, aşk halinden sonra yaşanan sevgi gerçek bir sevgidir. Bu noktada “yanmak” vardır, kendinde bir “devrim” vardır; “dönüşüm” vardır.

Sevgide bu dönüşüm yoktur; kendi varlığını, benliğini koruma vardır ve farkına varılamamış bir zannedilen ikiliğin devamı vardır. Bir yandan birlik yakalanırken bir yandan da bu ikiliğin, (artık zarar vermeyen ikiliğin) devam etmesi de gerekir. Bu sebepten aşk azalmaya başladığı zaman, bu aşk duygusunu sevgiye dönüştürmek gerekir.

Aşk halini yaşamadan önceki sevgi durumu da gerçek sevgi değildir. Günümüzde ikili ilişkilerde yaşanan sorunların zemininde; yaşanan Aşk duygusunun; yaşanması gerektiği gibi yaşanamaması ve sevgiye dönüştürülememesi yatar.

Bu başarılamadığı için bir kaçış ve dikkati başka taraflara yönlendirme vardır; çünkü ilişkisinde kişi başarıyı gerçekleştirememiştir; yani kendini gerçekleştirememiştir. Bu yüzden birey olarak varlığını devam ettirebilmek için dikkatini başka nesnelere (iş hayatına, başka kişilere, arkadaşlara, sosyal ortamlara vb.) yöneltmek zorunda hisseder kendini; çünkü başarısız olmuştur. Kendini karşısındakine duyduğu aşk duygusunun yakıcılığı içerisinde kaybetmekten korkmuştur. Benlik devreye girmiştir ve bu durumdan kaçılmıştır.

Kendisi yok olmaktan korkar, halbuki yok olacak olan onun kendisine ulaşmasını engelleyen yönleridir. Kaçması kendisini tamamlayamaması olsa da bunu yine kendi bireyci, narsist düşüncesi içerisinde kendisini başka bir nesneye yöneltebildiği için başarılı ve ulaşılamaz görür. Aslında kendisi kendi özüne ulaşmakta başarısız olmuştur. Başarı; yakınlığı ve durumu yaşanması gerektiği gibi kendini vererek ve kendini yok ederek yaşamayı gerektirir.

“Aşık öldü diye sela verirler. Ölen hayvan imiş, aşıklar ölmez.”

Yunus Emre.

Aşk bitmez, aşıklar ölmez. Biten ve ölen, bizim körü körüne bağlandığımız; yanlış kanılarımız, yanlış bakış açılarımız ve yanlış eylemlerimizdir. Bunlardan kurtulduğumuzda, kendimizde doğru olanları gerçekleştirdiğimizde, artık bu doğru bakış açısı ile dünya da yok olduğunda, yani kötü gördüğümüz hiçbir şeyin kalmadığı tam bir aşık olduğumuzda, artık eski düşünceler ve olan hiçbir şey bu hali yok edemez, öldüremez; yani etkileyemez.

Ancak benlik (nefsani yön) korunduğu müddetçe olmamız gerekene asla dönüşemeyiz. Kendine verdiğin benliği yok edinceye kadar; yanıp kül olmak, dönüşmek zorunludur. Bir artı bir eşittir iki, sevgidir; ancak ikiden bire geçiş Aşk’tır. Benlik ortadan kaldırılsın ki bütünlük sağlansın. İkilikten kurtulup birliği bulduğun zaman, o birlik içinde benlik zararlı yönleriyle artık var olmadığı için yokluktan da korkmazsın.

Aşk’ın gerçek anlamını daha iyi kavrayabilmek için Aşk’ın özelliklerine girdiğimiz zaman; bireyi karşısındakini görmeye yöneltir. Sonra o kişide kendini bulmaya ve daha sonraki aşamasında da kendini yok ederek, paylaşılan o tek bir noktaya ulaşmak söz konusudur ki bu,  kişinin kendi varlıklarından soyutlanarak, var olanda birleşmesidir; yani Aşk’ta. Aşkı bu bağlamda yaşamayan kimse, gerçek aşkın ne olduğunu asla bilemez.

Dünyada var olan her şey zıddıyla vardır. İyi, kötü olmadan; karanlık, aydınlık olmadan; aydınlık da karanlık olmadan varlığını gösteremez. Ancak bu zıtlıklar biraraya geldiği zaman birbirini nötralize eder;  yani tek başlarına olan özelliklerini yok ederler. O zaman ne karanlık ne de aydınlık kalır.

Bu aşk duygusu ile ayrı gibi görünen; sen ve beni, zıt ve ayrı olarak gördüğümüz her şeyi kendimizde ortadan kaldırıyoruz. Birliyoruz, biri oluşturuyoruz. Yani Aşk; bu dünya üzerinde bireyselleşmiş, ayrıştırılmış her şeyin bütünselliği ile birliğe bir varış süreci aslında.

“Akıl ve Gönül” konusuna da kısaca değinmek gerekir…

Bu birliğe varış sürecinde akıl devrede değildir; çünkü akıl kıyas yapar. Burada devreye gönül girer; çünkü âşık olanda kıyas yapacak akıl kalmaz. Kıyas yapacak akıl varsa gönül devreye girmemiş demektir ve o zaman Aşk yoktur.

“Mecnun’un babası bir gün demiş ki; Şu Leyla’yı göreyim. Oğlumun aklını başından alan şu güzeli bir göreyim. Leyla’yı görür, sonra da oğlu Mecnun’u çadırına çağırır ve der ki ‘Oğlum, aşiretimizde bunca güzel kızlar varken bu çelimsiz kıza mı aşık oldun?’ Mecnun babasına cevap verir: ‘Baba o çelimsiz kıza bir de benim gözümden baksana’ “ der.

O Âşık’tır. Bahsettiğimiz evrelerden geçmiştir. O artık akıl gözüyle değil, gönül gözüyle bakar. Eskiler derler, “Allah gönül gözüyle bakmayı nasip etsin.” Aklın kıyasından sıyrılıp, gönlümüze dönerek, aşk duygusuna vardığımızda; ne kendimizde ne karşımızdakinde ne de dünyada kötü ya da çirkin diye görülen bir şey kalır mı?!

Senlik-benlik kalır mı?! Kalmaz!

İşte gerçek Aşk budur!

Aşkla ve sevgiyle kalın…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

<span>%d</span> blogcu bunu beğendi: