Surette ne’m var benim sirettedir madenim/ Kopsa kıyamet bugün gelmez perişan bana… N. Mısri

AN

“Birçok insan yaptığı, sahip olduğu ya da eriştiği şeyde bir kurtuluş olamayacağını asla idrak etmez. Bunu idrak edenler çoğunlukla dünyadan bıkıp usanır ve depresyona girerler. Eski ahit peygamberi ‘Güneşin altında yapılan her şeyi gördüm, heyhat hepsi boştu ve rüzgarın peşinden koşmaktan başka bir şey değildi’ demiş.” (*)

Hırs, rekabet ortamları, maddi gücün peşinde koşmak, insanlara yabancılaşmak ve bireyselleşmek, her gün ve her gün aynı şeyleri yapmak, araştırmamak, sorgulamamak… bunları çoğaltabilirim. Hepimiz aynı döngüde bir kaosun içerisinde bulmadık mı kendimizi zaman zaman?

“Böyle kargaşa dönemlerinde Montaigne de kendine şöyle der: ‘Dünyayla ilgilenme; çünkü onu ne değiştirebilirsin ne de daha iyi kılabilirsin. Sen kendinle ilgilen ve kendi içinde kurtarılabilecek ne varsa, onu kurtar. Başkaları yıkarlarken, sen yapmaya bak; çılgınlığın ortasında aklını korumaya çalış. Kendini dünyaya kapa. Kendin için ayrı bir dünya kur.'” (**)

Kendimizi kurtarabilmemiz için önce düşünce sistemimizi değiştirmemiz gerekiyor.

Şimdi, en sevdiğim kavramlardan birine geçelim: Ex-Statis “Kendinden Geçme”. Bunu da Baudelaire ile biraz açalım: “Baudelaire, nerede yaşamayı yeğlediği sorusunu yanıtlarken, ‘Neresi olursa, neresi olursa! Yeter ki dünyanın dışında olsun!’ demekle, kendinden geçme durumunu açıklar.” (***) 

Konuyu ve bu hali daha iyi algılayabilmek için simge ve sembollerin asıl manalarını bilmemiz gerekiyor. Dünya’ya içinde yaşadığımız dünya olarak bakarsak, anlamamız ve almamız gereken bilgiyi kaçırmış oluruz.

Güneşin batmadığı yerde olabilmek: Bu yer, Dünya’nın dışıdır. “Dünyanın dışı” demek, dünya yaşamının ve toplumun, bize yüklediği düşünce siteminin dışına çıktığımız an demektir; yani dogmatik bilgiden arınmak.

“Dünyanın dışı” denildiğinde güneş ve yıldızlar da kullanılır. Ama biz sadece güneş ve dünya üzerinde duracağız. Dünya’nın dışı, eşittir güneşin hiç batmadığı yerdir. “Güneş”, yeni edindiğimiz bilgilerdir. Bu, öz ve değerli olan doğru bilgilere ulaştığımız zaman, güneş hiç batmayacaktır; çünkü artık dünyanın ve ona ait tüm kalıplaşmış düşüncelerin dışındayızdır. Artık kendimiz zannettiğimiz, o girdiğimiz kalıplardan ve düşüncelerden geçmişizdir; yani “ex-statis” durumundayızdır. Bunlardan sıyrılınca, onların yerini alan doğru bilgi ve düşünce sistemi ile AN’a ulaşmışızdır. AN’a ulaşmak demek, kendi öz benliğimize ve gerçek olana ulaşmak demektir.

Biraz daha açalım: AN’da ne geçmiş ne de gelecek vardır. Dolayısıyla geçmişe yerinmek ya da gelecekten bir şeyler umut etmek durumu da ortadan kalkmış olur. Huzursuzluk ve mutsuzluğun temel kaynağı; geçmişten kurtulamamak ve gelecek için endişe duymaktan kaynaklanır.

AN’da olma durumunu sürekli kılabilme yetisini kazandığımız zaman, biz hayatımızda olan negatif ve pozitif olan hiçbir şeyden etkilenme durumunda olmayız; çünkü artık huzur ve dinginliği yakalamış, önceki halden bir üst noktaya kendimizi yükseltmişizdir. Tüm olanlara bakış açımız farklılaşmış ve bütünselleşmiştir.

Bu durum da bizi o boşluktan ve yabancılaşmadan kurtarmış, olması gereken düşünce sistemine bizi bağlamış ve bakış açısı değiştiği için asıl görmemiz gerekeni görür olmuşuzdur. Endişe duymadan, umut etmeden, geçmiş ve geleceği düşünmeden, kişi ve nesnelerde takılı kalmadan; AN’da ve özgür olabilmek. Bilgiyi aldık, o bilgiyle dönüştük ve artık görmeye başladık.

Bilgi, görmeye ve gördükten sonra yaşamaya dönüştüğünde; dinginleşir, hoşgörü sahibi olur, hissettiklerimizi ve düşüncelerimizi daha iyi denetleyebilir; yaşamdaki ve yaşamımızdaki herşeyi, farkındalığı edinmiş bir gözle seyrederek zevk mertebesine erişmiş oluruz. Tüm endişelerden sıyrılırız. Olanları kişilere ve nesnelere bağlamadan, anın getirdiklerini sükunetle karşılar ve yaşarız.

Tüm suretlerden de sıyrılır, herşeyin özünü görmeye başlarız, kendimizin de. Niyazi-i Mısri’nin de dediği gibi “surette ne’m var benim/ sirettedir madenim…”. AN’da olmaya başladıkça, tüm canlılara ve kendimize özenli, anlayışlı, sevgi, saygı ve iyilik dolu oluruz… Olması gerektiği gibi. İşte bu noktada perişanlık olmaz, çünkü bilinç ve düşünce yapısı olması gerektiği noktaya gelmiştir.

Bu durumun zıddına sahip olmak, bilmemekten kaynaklanır. İnsan sadece doğup, yaşamak ve ölmek için dünyaya gelmiş olsaydı, insan olmanın ne önemi kalırdı ki!

Her AN’ınızı elinizden kaçmalarına izin vermeden, yaşayabilmeniz dileğimle…

Sevgi ve Aşk’la kalın.

(*) Eckhart Toll “Şimdi’nin Gücü“, Akaşa.

(**) Stefan Zweig “Montaigne“, Can Yayınları.

(***) Jose Ortega Y Gasset “Sevgi Üstüne“, YKY.

Surette ne’m var benim sirettedir madenim/ Kopsa kıyamet bugün gelmez perişan bana… N. Mısri” için 2 yorum

Kendininkini ekle

  1. merhaba..elinize, yüreğinize ve beyninize sağlık. kendimiz olma anlamında an bir hakikati işaret eder. var olma anlamın da an ise tüm zamanların bileşkesi olarak insan anlamına kavuşur. AN hakikaten anlaşılmaya dahası kendini bilen insanı yaşamanın bir yanıyla tarifi de oluyor. sizi okuyacağım…

    Liked by 1 kişi

    1. Yorumunuz için teşekkür ederim.
      Çok memnun oldum…
      “An, bir hakikati teşkil eder…. kendini bilen insanı yaşama” çok doğrudur.
      Sizin de yüreğinize sağlık.
      Sevgilerimle…

      Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: